İletişimin Temeli: Kendini Ortaya Koymak

İletişimin Temeli: Kendini Ortaya Koymak

Babil Kulesi’nin hikâyesini bilirsiniz. Efsaneye göre zengin bir topluluk olan Babil halkı Tanrı’ya yakın olmak için bir kule inşa etmeye başlar. Amaç Tanrı’ya yakın olmak olsa da Tanrı bunu bir saygısızlık olarak görür ve ceza olarak o zamana kadar aynı dili konuşan insanların dillerini karıştırıp birbirini anlayamaz hale getirir. Birbirini anlayamayan insanlar dağılıp giderler. Kule tamamlanamaz ve bir harabeye döner. Ve dünyada konuşulan farklı diller böylece ortaya çıkar.

Elbette dillerin gelişimiyle ilgili bizleri daha tatmin edecek filolojik açıklamalar vardır.

Ancak benim için bu efsane, insanların birbirini anlayabilmesinin ne kadar önemli olduğunu görmek açısından hep kıymetli olmuştur. 

Peki, sadece dil midir birbirimizi anlamamızı sağlayan şey? Aynı dili konuşmadan da anlaşmak mümkün değil midir? Yavuz Turgul’un “Gönül Yarası” filminde çok sevdiğim bir sahne vardır. Kürtçe şarkıda ağlayan kadına, Kürtçe bilip bilmediğini sorar adam. Kadın, “Bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek?” diye cevap verir. 

İletişim önemlidir, sevgili okur. Sözlü ya da sözsüz. Sadece ortak bir duyguyla da kurulur iletişim, tek bir bakışla da. Önemli olan karşılıklı anlayış, saygı ve güven temelinde bir iletişim kurmaktır. İletişim kurarken iyi bir dinleyici olmak, empatiyle yaklaşmak, açık ve dürüst olmak, göz temasıyla ve beden diliyle güven vermek karşımızdakiyle sağlıklı bir iletişim kurmamızı sağlar. 

“Çok dinleyip, az konuşmak için iki kulağımız ve bir dilimiz vardır.” Diyojen

Bizim toplumumuzda pek yaygın olmasa da iletişimde kendini açıkça ortaya koymak, açık iletişim kurmak pek çok sorunumuzun çözümüdür aslında. Karşımızdakini manipüle etmeden, duygu ve düşüncelerimizi, ihtiyaçlarımızı paylaşmaktır açık iletişim. Ancak bize bu pek öğretilmez. Daha çocukluktan “ayıp olur” düsturuyla yetiştiriliriz. Büyüklerimizin yanında çok konuşmamamız öğütlenir. Sus küçüğün, söz büyüğündür bizde. Ya da çocukken söylediklerimizin bir önemli olmadığı hissettirilir bize. Söylediğimiz şeylerin doğruluğundan emin olamayız bir türlü. En gerçek hislerimiz bile olsa ailemiz için yanlışsa, yanlış bir şey söylemişiz gibi davranılır. Oysa hissin yanlışı olmaz.

Açık iletişim kasımız gelişmediği için de iletişimde ya edilgen ya saldırgan olma eğilimi gösteririz.

Edilgen olduğumuzda kendi duygu ve düşüncelerimizi geri plana atarız, ihtiyaçlarımızı açık bir şekilde ifade edemeyiz. Başkalarının istek ve beklentileri bizim istek ve beklentilerimizden önemlidir. Çünkü çocukken ancak bu beklentiler doğrultusunda davranınca sevilmişizdir. Edilgen iletişim kurarak çatışmadan da kaçınmış oluruz. Bizi üzen, kıran, öfkelendiren durumlarda bu rahatsızlığı gidermek yerine pasif kalırız. Sorunları halı altına süpürürüz. Bizim rahatsız olmamız önemli değildir. Önemli olan sorun çıkarmamış olmamızdır. Kısa vadede bu bizi idare etse de uzun vadede zarar verir. Çünkü duygusal ihtiyaçlarımızı karşılamak da bir ihtiyaçtır. Ve kişinin kendini savunmayı öğrenmesi elzemdir. 

Saldırgan iletişimde ise karşımızdakine agresif tavırlar sergileriz. Herkesi ve her şeyi eleştirmeyi kendimizde hak görürüz. Dünya bir, biz tek başımıza gibi bir tavrımız vardır. Manipülatif bir tavırla karşımızdakini ve iletişimi kontrol altına almaya çalışırız. Dilimiz sivridir, hakaret etmek bizim için normaldir ve empati yeteneğimiz yoktur. Herhangi bir çatışmada amacımız kendimizi savunmak değil, haklı çıkmak ve karşımızdakini incitmektir. 

Kendinizde bu tavırları görüyorsanız ve bunu düzeltmek niyetindeyseniz, size güzel bir haberim var: İletişim becerileri son derece geliştirilebilir becerilerdir. Bir iletişimde kendimizi manipülasyonlara maruz kalmadan ya da karşımızdakini manipüle etmeden ortaya koymak önemlidir. Bu nedenle nasıl iletişim kurduğumuzu fark edip üzerinde çalışmaya gayret etmeliyiz. Belki ilk zamanlarda kendimizi açıkça ifade ettiğimizde çıplak kalmış gibi hissedebiliriz, alışkınlıklardan kurtulmak zor gelebilir. Ama unutmayın ki Cicero’nun dediği gibi “Yarınlar yorgun ve bezgin kimselere değil, rahatını terk edebilen gayretli insanlara aittir.” 

Web

Instagram

X

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Benzer Yazılar

Birlik ve Dayanışma Sendikası 10. Yılında 3. Şubesini Açtı

Genel 4 ay önce

Aile hekimliğinin ilk sendikası olarak 2014 yılında kurulan Birlik ve Dayanışma Sendikası, bugün alanının en büyük sendikası olarak yoluna devam ediyor.

Hipofiz Tümörü Kalıcı Körlüğe Neden Olmasın!

Genel 4 ay önce

Hipofiz bezi, salgıladığı hormonlarla birçok organımıza müdahale ederek yaşamsal fonksiyonlarımızı düzenleyen bir bezdir. Vücuda salgılanan tüm hormonların ‘orkestra şefi’ olarak tanımlanan hipofiz bezinden köken alan tümörlere ise ‘hipofiz tümörü’ deniliyor.

Hafızayı çelik gibi yapıyor. Kolesterolü yerle bir yediyor. Giresun’da yetiştiriliyor

Genel 4 ay önce

Doğal ürünler giderek daha fazla tercih edilirken, insanlar şifa veren bitkilere olan meraklarını artırıyorlar. Giresun’da yetişen ve kolesterolü düşürüp hafızayı güçlendirdiği bilinen moringa bitkisinin faydaları göz önünde bulunduruluyor. Moringa …

0 Yorum

Yorum Yaz

Rastgele